Avrupa Konseyi Basın Servisi’nden Aslı Yavaşça’nın, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Mevlüt Çavuşoğlu ile gerçekleştirdiği röportaj.
Ocak ayında AKPM Başkanlığına yeniden seçildiniz. Bu görevi neredeyse bir buçuk senedir yürütmektesiniz. Ocak 2010’dan bu yana neler değişti, ne gibi somut adımlar atıldı?
2010 Ocak’tan bu yana gerçekten yoğun bir çalışma temposundayız. Sorunları olan birçok ülkeye yardımcı olmaya çalıştık, bazılarını başardık, bazıları üzerinde hala çalışıyoruz; Bosna Hersek gibi. Onun dışında “frozen conflicts” dediğimiz Avrupa’daki dondurulmuş ihtilaflar için komisyonlar kurduk. Olayların özellikle insan hakları boyutuna odaklanmak, katkı sağlamak, güven arttırıcı adımlar atmak için bu tür komisyonları kurduk. Onun dışında çok önemli bir programı hayata geçirdik: “demokrasi için ortaklık programı”. Aslında bugün Kuzey Afrika’da, Orta Doğu’da olanları görünce ne kadar doğru bir adım attığımızı bir kez daha görüyoruz AKPM içinde. Bu “demokrasi için ortaklık programı” üye olmayan komşu bölgelerdeki ülkeler için geliştirilmiştir ve onları Avrupa Konseyi’ne ve Avrupa’nın değerlerine yaklaştırmak amacıyla oluşturulmuştur. Şu ana kadar Fas ve Filistin başvurdu. Tunus’ta da ciddi ilgi vardı ama işte ülkedeki durumu biliyorsunuz… Ama biz önümüzdeki günlerde tekrar Tunus’u ziyaret edeceğiz. Dolayısıyla bu program şu anda uygulanmaya başladı. Kazakistan değerlendiriliyor, yine Kırgızistan keza bu konuda ilgi gösteriyor, onlara gideceğiz. Şu anda sorun yaşayan ülkelere anayasaları için, yeni yasalar için özellikle Venedik Komisyonu ile beraber yardımcı oluyoruz.
Onun dışında ciddi bir reform süreci başlattık: Bu yıl sonu itibariyle sonuçlanacak olan meclis içindeki reform süreci. Bir taraftan meclis olarak tüm kurumun ve insan hakları mahkemesinin reformuna da ciddi destek veriyoruz. Ama esas itibariyle kendi meclisimiz içinde bir komisyon kurarak bu reform sürecini somutlaştırmaya başladık. Taslak rapor hazır. Taslağı siyasi partiler ve ülke delegasyonlarına daha önceden göndermiştik. Komisyonlardan önerileri bekliyoruz. Sonra Haziran ayında bunu onaylayacağız, Ekim ayında ise tüzüğü değiştireceğiz. Neticede 2012 yılına yeni bir yapılanmayla, yeni bir çalışma metoduyla, tüzükle daha güçlü bir şekilde gireceğiz.
Avrupa Konseyi parlamenter danışma organı olan AKPM’nin başkanı olarak, meclisinizde ne tür zayıf noktalar görüyorsunuz, ne tür eksik yönleri var?
Zaten eksik yönleri olmasa reform sürecini başlatmayız. Amacımız değerlerden veya hedeflerden sapma değil ama onlara ulaşabilmek için reformlara da ihtiyaç var. Avrupa’da şu anda hem önemli fırsatlar var: bu ülkeleri yaklaştırmak, oralarda demokrasiyi güçlendirmek, İnsan hakları mahkemesine Avrupa Birliği’ni üye yapmak gibi… Hem de zorluklar var: bir taraftan ekonomik krizler, öte yandan Avrupa’da artan yabancı düşmanlığı, ırkçılık, islamofobya, antisemitizm gibi akımlar var. Yani çatışmalar var, savaşlar var, donmuş ihtilaflar var. Bunlara karşı daha etkili olmak, bu tür fırsatları yakalamak ve bu zorluklar karşısında çözüm üretebilmek için daha güçlü olması gerekiyor AKPM’nin. Yapmaya çalıştığımız bu esas itibariyle. Siyaseten daha güçlü, daha önemli konulara odaklanıp, daha etkili, daha fazla görünür bir meclis oluşturmaya çalışıyoruz.
Avrupa’da bir türlü önüne geçilemeyen yabancı düşmanlığı, artan ırkçılık konusunda yapılan en son çalışmalar, son gelişmeler nelerdir?
Maalesef bu konuda olumsuz trend devam ediyor. Biz daha önceki dönemlerde radikal partilerin bu söylemleri kullanmasını, basının bu işi körüklemesini, bazı radikal partilerin ulusal meclislerde ve Avrupa Parlamentosu’nda desteğinin, sandalye sayısının giderek artmasını görmekten endişe duyuyorduk. Ama şimdi bizi daha da endişeye sürükleyen son zamanlarda merkezdeki partilerin de kaybettikleri desteği alabilmeleri için o ırkçı partilerin söylemlerini kullanmaya başlamasıdır. Hatta söylemi bırakın iktidarda olanlar uygulamaya bile başladılar. Romanların propoganda halinde sınırdışı edilmesinin sebebi bu. Şimdi göçmenlere karşı, müslümanlara karşı, yabancılara karşı uygulanan politikaların sebebi de bu.
Peki bu durumu 10-20 senelik zaman zarfı içerisinde nerede görüyorsunuz?
Tedbir almazsak daha kötüye gider. O yüzden bahar oturumunda Avrupa’nın 5 önemli dininin temsilcilerini buraya çağırdık, birlikte yaşama mesajları verdik. Haziranda o yüzden bunun için çalışıyoruz, o yüzden medeniyetler ittifakına tam destek veriyoruz. O yüzden kültürlerarası diyaloğu artırmak için her türlü çabayı sarfediyoruz, o yüzden her yere gidip öğrencilere üniversitelerde, ulusal meclislerde ve de düşünce kuruluşlarında, sivil toplum örgütlerinde gidip bunları anlatıyoruz. Burada herkes kendisini bu konuda sorumlu hissetmeli ve bununla ilgili de ortak mücadele etmelidir. Mücadele edilmezse bunu iyi anlatmazsak, o zaman istemediğimiz sonuçlar doğabilir.


