spacer
03 Mayıs 2011 tarihinde Röportaj kategorisine yazılmıştır
Azize Tan’la İstanbul Film Festivali’ne Dair

Avrupa Konseyi Basın Servisi’nden Aslı Yavaşça, 2006 yılından beri İstanbul Film Festivali direktörlüğü görevini sürdüren Azize TAN ile Festival, organizasyon ve Avrupa Konseyi FACE ödülü üzerine konuştu.

Uluslararası bir organizasyon olan Festivali yönetmenin İstanbul Kültür Sanat Vakfının (İKSV) tecrübe ve desteğiyle büyük önem kazandığını belirten Tan, festivale ilginin her geçen yıl artarak çoğaldığını ifade etti.

30. film festivalini önceki senelerden farklı kılan bir taraf var mı?

30. yılımızda her zaman olduğu gibi izleyicilerimize parlak bir program hazırlamaya çalıştık. Bunun dışında bir de 30 yıldır neler yaptığımıza dönüp bakmak istedik. Bu nedenle özel bölümler yaptık. Bir tanesi “Film gibi 30 yıl”.Festivalin ilk başladığı 1982 yılında, 80 askeri darbesinin hemen arkasından sinemaya ulaşmanın neredeyse tek yolu olan bu festival, bir kuşağın sinema okulu gibi oldu adeta. Biz de bizimle büyüyen yönetmenlere döndük ve onları etkileyen bir film seçmelerini istedik. Böylece 30 yıllık geçmişimizden bir seçkiyi onlar yaptılar. Bu filmleri festival programında gösteriyoruz. Aynı zamanda kendilerinden birer yazı yazmalarını rica ettik. Bu yazıları da “İstanbul Film Festivalinin 30 Yılından 20 Yönetmen” adlı bir kitapta topladık. Böylece bir yayınımız da olmuş oldu.

Peki izleyicilerin festivale ilgisi nasıl? Rakamlarla ifade edebilir miydiniz?

30 yıl içerisinde Festivali 3 buçuk milyona yakın insan izlemiş toplamda. Bu gerçekten çok büyük bir rakam. İstanbul Film Festivali zaten bu günlere seyircisinin çok büyük desteğiyle, ilgisiyle geldi. 1982 yılında ilk düzenlendiğinde Konak sinemasında 6 filmlik bir film haftası olarak başlıyor. Fakat o kadar büyük ilgi görüyor ki yıllar içerisinde büyüyor ve giderek 230 filmlik bir programa ulaşıyor. Bugün ne yazık ki Beyoğlu’nda sinemalar arka arkaya kapanıyor, büyük mekanlarımızı kaybediyoruz ama buna rağmen geçtiğimiz yıl 150 bin izleyiciye ulaştık.

Filmi gösterilen oyuncu, yapımcı, yönetmenlerin yanı sıra İstanbul dışı ve yurtdışından da konuklarımız oluyor. Özellikle Türk sineması son dönemde büyük çıkış yaptı. Çok başarılı bir genç kuşak sinemacı geliyor. Onların filmlerini takip etmek, Türk sinemasında olup bitenleri takip etmek için oldukça fazla sayıda yabancı konuğumuz geliyor. Bir de festival kapsamında düzenlediğimiz endüstriye yönelik “Köprüde Buluşmalar” etkinliğimiz var. Burada da henüz yapım aşamasındaki Türk filmlerine destek vermeyi ve ortak yapımları cesaretlendirmeyi arzu ediyoruz. Bu nedenle bir proje geliştirme atölyemiz var. Buradaki projeleri görmek için çok sayıda Avrupalı fon temsilcisi, yatırımcı ve yapımcı geliyor.

Festivalde ortalama kaç ülkeden kaç tane film gösteriliyor? Ülke dağılımları ne şekilde oluşuyor?

Tabii Avrupa sineması ağırlıklı. Ama biz dünya üzerindeki bütün ülkeleri takip etmeye çalışıyoruz. Yaklaşık 50 ülkeden 231 film gösteriyoruz. Toplam 21 bölümüz var. Programımızın 4’te 1’lik kısmını Türk filmleri oluşturuyor; yarışma filmleri, yarışma dışı filmler, Türkiye sineması ve belgeseller başlığı altında. Onun dışında Avrupa ağırlıklı olmak üzere, Amerika, Güney Amerika, Afrika, Uzak Doğu, Orta Doğu filmlerinden geniş bir seçkiye de yer vermeye gayret ediyoruz.

Bu seçkide ne tür kriterler ön plana çıkıyor?

Festivalin başından beri takip ettiği bir sistemi var. Mesela Manoel De Oliveira gibi takip ettiğimiz yönetmenlerimiz var. Oliveira bugün 101 yaşına geldi ve hala film çekmeye devam ediyor. Biz de o film çektikçe muhakkak festivalimizde yer vermeye gayret ediyoruz. Festivalle birlikte tanınan yönetmenler var: Mesela Jim Jarmusch ya da Peter Greenaway bugün çok önemli sinemacılar oldular. Onların yeni filmlerini mutlaka programımıza dahil ediyoruz. Daha sanat sineması diyebileceğimiz bağımsız sinema örneklerine de mutlaka yer vermeye gayret ediyoruz. Her türden filme yer veriyoruz aslında. Mesela galalar bölümümüzde daha popüler, ilerleyen günlerde vizyona çıkacak filmleri de programımıza dahil etmeye gayret ediyoruz. Yani geniş bir seçki içeriyor bizimki.

Sizin de belirttiğiniz gibi dünyanın her tarafından sinemacıları bu festivalde buluşturuyorsunuz. Bu tür bir organizasyonun Türkiye’de, Avrupa’da ve hatta dünyada ne gibi kazanımları var somut olarak?

Çok büyük kazanımları var. Bu festival özellikle de Türk sinemasının çıkışta olduğu bir dönemde bir de İstanbul gibi çok cazip bir şehirde düzenleniyor. Herkes buraya gelmek, İstanbul’a gelmek, sinemayı keşfetmek, buradaki insanları görmek, festivalin nasıl olduğunu görmek istiyor ve şimdiye kadar gelen bütün konuklarımız da buradan çok memnun ayrıldıkları için bir anlamda bizim gönüllü kültür elçiliğimizi yapıyorlar. Mesela bundan birkaç yıl önce festivalimize konuk olarak gelen ünlü görüntü yönetmeni Cristopher Doyle arkadaşı Gus Van Sant’a “İstanbul’a gittiği zaman çok iyi vakit geçirdiğini, seyircisinden çok etkilendiğini” söyleyince ertesi yıl Gus Van Sant’ı konuk olarak alabiliyoruz.

Bu festival ilk yıllarından itibaren Kieslowski’den tutun Angelopoulos’a, Elia Kazan’dan Antonioni’ye o kadar önemli yönetmenleri ve sinemacıları ağırladı ki… Oyuncu olarak da Harvey Keitel, Gérard Depardieu, Sophia Loren gibi çok büyük isimleri ağırladık. Bunların tabii ki hem Avrupa’da hem dünyada etkileri çok büyük oluyor. Hem festivali, hem şehri çok iyi bir şekilde tanıtıyor ve ayrıca seyircimizden de çok etkileniyor. Mesela Neil Jordan ünlü ingiliz yönetmen “Ben hayatımda hiç bu kadar donanımlı bir seyirciyle ve bu kadar zekice sorularla karşılaşmadım” demişti bana. İşte bütün bunlar festivalin ününün iyi bir şekilde bütün dünyaya yayılmasını sağlıyor.

2007 yılında, festival programındaki Sinemada İnsan Hakları bölümü yarışmalı bir bölüme dönüştürüldü. İçerdiği filmlerden birine Avrupa Konseyi ve Eurimages işbirliğiyle FACE (Avrupa Konseyi Film Ödülü) verilmeye başlandı. Bu ödül yalnızca İstanbul Film Festivali’nde veriliyor. Bu işbirliğinin oluşumundan bahsedebilir misiniz?

Bizim daha önce festival programında “Sinemada İnsan Hakları” adlı bölümümüz vardı. Bu arada “Köprüde Buluşmalar” nedeniyle Eurimage’la çok sıkı ilişkilerimiz vardı. Avrupa Konseyi’nin de insan haklarıyla ilgili bir çalışma yapma isteği gelince, hemen konuşmalara başladık. Şimdi bu güçlü işbirliği çok başarılı bir şekilde devam ediyor. Bu bölümle hakikaten insan hakları konusundaki algıyı ülkemizde güçlendirdiğimizi düşünüyorum. Avrupa Konseyi ile birlikte Avrupalı ve Türkiye’deki sinemacıları bir araya getiren, insan hakları konusundaki bilinci geliştirmeye yönelik çalışmalarımız oluyor. Bununla ilgili geçtiğimiz yıllarda paneller de yaptık. Gelecek yıllarda da artan bir ilgiyle devam etmesi en büyük umudumuz tabii ki. Bu yıl Türkiye’nin Avrupa Konseyi dönem başkanı olması da bu yarışmanın anlamını daha da anlamlı kılıyor bizim için.

Yine bu ödülün ve bu işbirliğinin sanata ve sanatçıya kazanımlarından ve bu ödülün yankılarından bahsedelim biraz isterseniz.

İnsan hakları konusundaki bilinci geliştirmek için geniş bir yelpazeden filmler seçmeye gayret ediyoruz ve bu bölüm tabii ki seyircilerde de belli bir algı yaratıyor. O yıl ödülü kazanan yönetmen bir sonraki yılın jüri başkanlığını üstleniyor. Bu filmlerin yönetmenleri festivalin konuğu olarak İstanbul’a geliyorlar, seyircilerle karşılıklı sohbetler gerçekleştiriyorlar. Böylece bu filmlerdeki anlatılan olaylarla ilgili hem kamu oyunda hem medyada bir bilinçlenme çalışması oluyor ve bunun, insan hakları konularının tartışılması için çok büyük katkı sağladığını düşünüyorum.


Yorum Yapın


Bu sayfada yayınlanan yorumlar okuyucuların kendilerine ait göruşleridir. Yazılan yorumlardan MedyaTürk veya http://medyaturk.fr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.