Avrupa Konseyi Basın Servisi’nden Aslı Yavaşça Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Başkan Yardımcısı ve Kongre’nin Türk milli heyeti başkanı Gaye Doğanoğlu ile Avrupa Konseyi radyo stüdyolarında bir röportaj gerçekleştirdi. Gaye Doğanoğlu aynı zamanda Kongre’nin Sürdürülebilir Kalkınma Komitesi’nin de başkanlığını sürdürmekte.
Öncelikle bize biraz kendinizi tanıtabilir misiniz?
Çok teşekkür ediyorum. Avrupa Konseyi’nin radyosundan Türkçe bu programı yapmaktan da ayrıca büyük bir gurur duyuyorum.
Antalya Muratpaşa Belediye Meclis üyesiyim. 1990 yılında başlayan aktif siyasi hayatıma, 1994 yılında seçilmiş ilk kadın meclis üyesi olarak, bugünlere kadar 4 defa seçimlere girerek ve kazanarak devam etmekteyim. Yani birebir teşkilatların içinden gelerek çalışan bir siyasetçi kadınım. Esasen turizmciyim. Evliyim. İki çocuğum var. Kadının siyasi hayatta da başarılı olabileceğini, evinde iyi bir anne olabileceğini, iyi bir eş olabileceğini ve kendini ispat etmiş ekonomik düzeyini kendine sağlamış bir kadın olduğumu olduğumu ifade etmek istiyorum.
Şimdi Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Başkan Yardımcılığını yapıyorum. Bütün bu güzel Türkiye Başkanlıkları üst üste geldiği bir dönemde Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nin 20. Genel kurul çalışmalarını yürüttük. Açılış günü Türkiye Belediyeler Birliği, Türkiye Marmara Belediyeler Birliği ve Bursa Belediyeler Birliği’ne bağlı çeşitli il ve ilçelerimizden, ki saymak gerekirse; İstanbul, Bursa, Gaziantep, Lüleburgaz, Mudanya, Kırklareli, Edirne, Bakırköy, Ankara… yani birçok illerimizden Belediye Başkanlarımız, Meclis üyelerimiz, Belediye çalışanlarımız Avrupa Konseyi’ne geldiler. Bize, 12 kişiden oluşan Türk delegasyonuna destek verdiler, stantlar, masalar kuruldu. Örneğin Gaziantep çok güzel baklava getirdi, şam fıstığı getirdi. Bursa’dan kestane şekerleri geldi, bunların ikramları yapıldı. Türk kahveleri ikram edildi. Yani biz bir anlamda bir turizm fuarını sanki Avrupa Konseyi’nin salonlarına taşımış olduk. Ben Strazburg’da bir küçük Türkiye yarattığımıza inanıyorum.
Özellikle bilmeyen dinleyicilerimiz için, onları bilgilendirmek adına, Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi ve çalışmalarından bahsedebilir misiniz bize?
Zevkle. Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi 1994 yılında kuruldu. ilkbaharda ve sonbaharda iki dönem geniş katılımlı genel kurul yapıyor. 3 tane ana çalışma komitesi var. Bunlardan bir tanesi 47 ülkenin yerel ve bölgesel demokrasilerini izleme komitesi. İkincisi yönetişim; halkla beraber halkın menfaatine olan kararları halkla tartışarak almak ve gerekli yasaları ve şartları hazırlamak. Buna İngilizce “good governence” deniyor. Ve ikinci komite de bu başlık altında çalışıyor. Üçüncü komite de güncel sorunlar. Bu komite daha çok enerji, hava kirliliği, atık suların kullanılması, temiz su ihtiyacı, insan hakları, kadın hakları, aile içi şiddet, çocuğa şiddet ya da nükleer enerjiye karşı neler yapılabilir ya da insanların ihtiyacı olan hidroelektrik santraller, doğanın kullanımı, hayvanların daha iyi bir yaşama nasıl kavuşabilmeleri gibi konular üzerinde çalışıyor. Burada 3 ana siyasi grup var. Birincisi Avrupa Halkçı partisi olarak adlandırdığımız “European People’s party” diğeri Sosyalist Grup, bir diğeri de Bağımsız ve Liberal Demokrat grup. 3 ana siyasi grup olarak Kongre’nin ilk günü toplanıyoruz. Önce bir siyasi görüş birliği içinde çalışma yapıyoruz. Daha sonra Genel Kurul’a geçtiğimiz zaman da gündem maddelerini tartışıyoruz. Burada ulusal delegasyonlar kendi nüfus yoğunluklarına göre temsilci sayısına sahip oluyorlar. Türkiye 12 kişiyle temsil ediliyor. 6 yerel yönetimlerden, 6 kişi de il özel idarelerine seçilmiş üyelerden. Çeşitli siyasi grup dağılımlarımız var. Tabii ki Türkiye’de şu anda AK Parti yerel seçimlerde yüzde 47 oy aldığı için delegasyonumuzda 8 AK Partili üyemiz var. İki Milliyetçi Hareket Partili üyemiz var. İki tane de Cumhuriyet Halk Partisi’nden ve bir tane de Barış ve Demokrasi partisinden üyemiz olmak üzere 12 kişiyiz. 5 asil kadın üyemiz delegasyonda yer alıyor. Delegasyon olarak Avrupa Konseyi toplantılarına katılıyoruz. Ve burada alınan kararlar Bakanlar Komitesi’ne gidiyor. Tavsiye niteliğinde alınan kararlar, örnek raporlar Bakanlar Komitesi’nde görüşülüp karara bağlandıktan sonra 47 ülkenin ilgili bakanlıklarına yollanıyor.
Sizin burada yaptığınız çalışmalar Türkiye’deki vatandaşlara ne kadar yansıyor, somut anlamda örnekler verecek olursanız?
Türkiye’de Avrupa Konseyi Avrupa Birliği ile daima karıştırılıyor. Ben ve arkadaşlarım, delegasyon üyelerimiz, Avrupa Konseyi’nin tanıtımı için kendi ilimizde, çevre illerde ve bağlı bulunduğumuz belediye birliklerinde konferanslar vererek Avrupa Konseyi’nin önemini ve çalışmalarını aktarmaktayız.
Bu konuda ülkemizde Türkiye Belediyeler Birliği tarafından da başlatılan çalışmalar vardır: Belediyelerimizin vatandaşlarıyla birlikte etkinlik düzenlemesi, halkın görüş ve fikirlerini paylaşarak birlik ve dayanışma içinde; enerji ve su tüketiminin azaltılması, toplu taşıma, çevre dostu, ulaşım yöntemlerinin etkinleştirilmesi, yenilenebilir enerji uygulamaları, katı atıkların düzenli toplanması ve geri dönüşümün sağlanması, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sağlıklı yaşamın teşvik edilmesi gibi konular üzerine çalışmalar vardır. Avrupa Konseyi her yıl Ekim ayında “Avrupa yerel demokrasi haftası” adı altında kutlamalar yapılıyor. İşte bütün bu saydığım belediye çalışmaları, vatandaşların yararına olması gereken tüm bu konular ve Avrupa Konseyi’nin çalışmaları Türkiye Belediyeler Birliği tarafından Türkiye’deki 2950 belediyeye duyuruluyor. Avrupa Konseyi’nde alınan kararları uygulamak üzere, gerek yazılı gerek konferans olarak gerekse olmazsa olmaz şartında bilgiler vererek duyurulmaya çalışılıyor.
Dolayısıyla bunların uygulanabilirliği yine belediyelere kalmış oluyor.
Tamamiyle belediyelere kalmış oluyor. Zaten eğer biz de Avrupa’yla bütünleşmeden bahsediyorsak, Avrupa Birliğinin üyesi olmak istiyorsak, diyoruz ki; “Buyrun, gelin Avrupa Konseyi!” Özellikle belediyelere, il özel idarelerine bir şablon sunuyoruz ve bu şablonu herkes kendi yerelinde vatandaşlarına uygulasın diyoruz.
Peki Türkiye’de ne kadar uygulanıyor bu?
Ben hemen kendi şehrimle ilgili örnek vermek istiyorum. Avrupa Konseyi’nin “Yerel Demokrasi haftası” Antalya’da geçen sene 12 yıldız kent projesine dahil olarak başlatıldı. Ve toplu taşım, bisiklet yarışları, koşular, yenilenebilir enerji, çöplerden enerji elde edilmesi, biyolojik arıtma ve halkın bunları tanıması, bilmesi; gençlerin, vatandaşların ve kadınların belediye çalışmalarına, halk meclislerini oluşturarak bu çalışmalara birebir dahil olması sağlandı.
Stutgart’ta, Paris’te ve Strazburg’ta gördüğümüz bisiklet kullanımı var. Makinaya 5 euro veriyorsunuz, bir bisiklet alıyorsunuz, hatta yarım saat bedava kullanıyorsunuz, bir başka durağa gelip bırakıyorsunuz eğer yarım saatlik süreyse paranızı geri alıyorsunuz. Bu çalışma Alanya’da var. Ve Alanya’da yabancılar meclisi de var, çocuk meclisi de var, gençlik meclisi de var. Alanya belediyesi Avrupa’yla kardeş şehir projesi çerçevesinde örnek olarak Avrupa’da ne yapılıyorsa kardeş şehri ne uygulama yapıyorsa aynısını Alanya’da uyguluyor.
Türkiye’deki yerel yönetimlerle ya da Türkiye’deki vatandaşa sağlanan bazı olanaklarla Avrupa’daki il ve şehirleri karşılaştıracak olursak nasıl bir fark görüyorsunuz arada?
Türkiye’deki 2900 belediyeyi tabii ki aynı potada eritemeyiz. Ama bizim de ülkemizdeki belediyeler ne kadar dışa açılırlarsa, kardeş şehir projeleriyle; sportif çalışmalarda, kültürel işbirliklerinde, bürokratların idarecilerin eğitilmesi konusunda, öğrenci değişimi projelerinde, ne kadar belediyeler arası işbirliği yaparlarsa o kadar faydalı olur. Örneğin biz Nürnberg’ten kadın dernekleriyle işbirliği içindeyiz. Bunun en canlı örneği Nürnberg kentinin kadın dernekleriyle beraber “Alo Şiddet” hattını kurduk. Belediyemizden bize bir mekan verilmesini rica ettik. Şiddete uğrayan bir kadın hemen oraya gelip de “beni kurtarın diyebildi” bütün bunlar Avrupa’daki kardeş şehirlerimizle beraber yürüttüğümüz çalışmalara bir örnektir. Her geçen gün de daha olumlu yol almaktayız. Bu bir bilinçlenme süreci ve bu süreci başarıyla götürmekteyiz.
Dolayısıyla Türkiye yerel yönetimler anlamında Avrupa Birliği kriterlerine uyum gösteriyor ve neredeyse hazır diyebilir miyiz?
Bu anlamda hazırız. “Duyun bizi Avrupa” diyoruz.



