Avrupa Konseyi Basın Servisi’nden Aslı Yavaşça’nın Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg ile Avrupa Konseyi radyo stüdyolarında gerçekleştirdiği söyleşi.
Avrupa Konseyi bünyesinde yer alan İnsan Hakları Komiserliği, Avrupa Konseyine üye 47 devlet çapında insan haklarına ilişkin bilinci ve saygıyı teşvik etmek ve yaygınlaştırmak üzere yetkilendirilmiş bağımsız bir kurumdur. Bugün stüdyomuzda Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Sayın Thomas Hammarberg’i ağırlamaktayız.
Sayın Hammarberg, mevcut görevinizi yaklaşık 6 yıldır sürdürüyorsunuz. Ekim 2005 tarihinden bu yana ne gibi değişiklikler oldu? Bize gerçek hayattan somut örnekler verebilir misiniz?
Karşımıza çıkan sorunlardan biri, Avrupa dışındaki ülkelerden Avrupa’ya olan göçler. Ve maalesef şunu farkettim ki, sorun yaratan esas konu, geri gönderilmeleri halinde öldürülecekleri ya da işkence görecekleri korkusuyla iltica talebinde bulunan çok sayıda insanın da aralarında bulunduğu göçmenlerin Avrupa ülkelerince kabul ediliş şekilleriydi. Avrupa’da mülteciler lehine bir göçmen politikasının hala oluşturulmamış olduğu sonucuna vardım; bugün de başlıca sorunlarımızdan biri budur. Ayrıca, dışarıdan gelenlere ya da mevcut azınlıklara yönelik artan yabancı düşmanlığı ve çeşitli ülkelerde görülen İslam düşmanlığı da sorun yaratmakta. Benim görevde bulunduğum bu 5 yılı aşkın süre içinde Avrupa’da bir kriz durumunun söz konusu olduğunu gördüm. Bu durumu hala atlatabilmiş değiliz, şu anda da sürüyor.
Karşılaştığınız kişilerin insan hakları konusunda en sık dile getirdikleri sorunlar neler? Bu kimselerin insan hakları sorunlarına ilişkin sizin ne gibi endişeleriniz var?
Bu biraz da kim olduğunuza bağlı. Azınlıklar daha çok içinde yaşadıkları toplumlarda kabul edilmemek ve saygı görmemekten korkar. Ayrıca, Avrupa’nın büyük bölümünde hala etkili olan ekonomik kriz nedeniyle hükümetlerin tasarruf önlemleri içeren bütçe teklifleri insanlarda sosyal haklarının ve yaşam standartlarının tehdit altında olduğuna dair bir korku yaratmakta. Bu ülkelerde yaşayan ve en çok korunmaya ihtiyaç duyan kesimler de maalesef risk altında. Burada yaşlıları, engellileri ve çocuklarını tek başına büyüten kimseleri kastediyorum. Bugün Avrupa’da çok sayıda çocuğun yoksulluk içinde büyümesi de önemli bir sorun. Bu kriz durumunun Avrupa tarafından ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Üzülerek belirtmeliyim ki, kriz ortamı insanların azınlıklar ve engelli kimseler gibi kendilerinden farklı kesimlere karşı tutumlarında da bazı olumsuz değişikliklere neden olmakta.
Son yıllarda Avrupa’da giderek artan yabancı düşmanlığı, İslam düşmanlığı ve ayrımcılık konularını nasıl yorumluyorsunuz? Bu sorunlara çözüm getirmek için ne gibi önlemler alınabilir?
Bu sorunların temelinde çok sayıda insanın duyduğu korkunun yattığını düşünüyorum; buna ilaveten siyasetçilerin de benimsediğimiz ortak Avrupa değerlerini savunma konusunda epey bir zamandır yeterince cesur davranmadıkları kanaatindeyim. Siyasetçilerin insan hakları prensiplerini açık ve seçik ortaya koyamaması ve yabancı düşmanlığı, İslam düşmanlığı, ırkçılık gibi tavırlara karşı olduğumuzu net bir şekilde ifade edememesi, bazı kesimlerin bu önyargılarını meşru saymalarına neden olmaktadır; ve maalesef bu da zaman içinde bazı aşırı akımların kendi siyasi tutumlarının ve yaptıkları propagandanın önde gelen siyasetçiler tarafından az çok onaylandığını düşünerek güçlenmelerine yol açmıştır. Bu durumda temel değerler açısından kriz iki faktörün bileşiminden oluşmakta: toplumlarda oluşan korkular ve siyasetçilerin ilkeli duruş sergileyemeyişleri. Yeniden belirtmeliyim ki, bu konunun tartışılması ve Avrupa çapında bir takım değişikliklerin yapılması şarttır.
Türkiye’nin dönem başkanlığı konusunda genel olarak ne düşündüğünüzü öğrenebilir miyiz?
Profesyonelliği ile göze çarpan bir başkanlık sergilendi. Türkiye hükumeti kendince önemli olan projeleri gündeme getirip diğer ülkeleri ikna yoluna gitmekten kaçındı. Bunun yerine Avrupa Konseyi’nin bir kuruluş olarak günümüz Avrupa’sında geçerliliğinin artırılması için neleri tartışması gerektiğini görmeye çalıştı. Böylece İstanbul’da göçmenler hakkında, özellikle de çoğu yalnız başına göçmek zorunda kalan çocuk ve gençler hakkında bir tartışma düzenlendi. Yine Avrupa’nın başlıca sorunlarından biri olan cezaevi koşulları hakkında ve ayrıca ırkçılığa ilişkin de tartışma programları düzenlendi. Tüm bunlar son derece önemli konular; ve Türkiye’nin kendi dönem başkanlığı sırasında bu konuları gündeme getirip herkes için önemli olan bu sorunların tartışılmasını teşvik etmiş olmasını büyük memnuniyetle karşılıyorum.
İnsan hakları açısında Türkiye’deki durumu nasıl görüyorsunuz? Türkiye şu ana kadar insan hakları konusundaki beklentilerinizi karşılayabilmiş midir?
Ben oldukça eleştirel gözle bakan biriyim. Aslında günümüzde Avrupa devletleri arasında insan haklarına her açıdan gereğince uyan bir yönetim mevcut değil. Ancak, konu insan hakları olunca kibirli davranmak yerine sorunların bilincinde olup kabul etmek ve özeleştiri yapabilmek çok önemli. Türk yetkililerle, azınlıklara ve onların haklarına karşı tavır medya hakları, medya özgürlüğünün sağlanması ihtiyacı ve gazetecilerin ve diğer yazarların yazıları nedeniyle cezaevine konmasının engellenmesi konularında yapıcı bir diyaloğum var. Burada olumlu olan nokta bir diyalog kurulması, iki tarafın da karşısındakine kulak vermesi ve yapılması gerekenlere ilişkin ciddi görüş alışverişinde bulunulması. Olumsuz olan ise, doğal olarak, hala çözüm bekleyen sorunların mevcudiyeti.
İnsan haklarının geleceğini nasıl görüyorsunuz? Önümüzdeki 50 yıllık süre için iyimser misiniz?
Evet, iyimserim. Geçtiğimiz 50 yılda çok yol kat ettiğimizi düşünüyorum. Belki en önemli aşama insan haklarının öneminin geniş çapta kabul edilmiş, bu konunun siyasi gündemin ilk sıralarına yerleşmiş olması. En zengin Avrupa ülkeleri bile kendi topraklarında insan hakları sorunları yaşadıklarını kabul ediyorlar. Bu olumlu bir adım. Örneğin, çocukların korunması ve çocuk hakları konusunda dikkate değer ilerleme kaydedilmiştir ve tabii bunun sürdürülmesi gerekir. Ancak hala çözüm bekleyen sorunlar var. Eğer demokrasiyi koruyabilirsek aşırı uçların siyasi güce yaklaşmasını da engelleyebiliriz. Avrupa’da demokrasiyi iyice yerleştirip insan haklarını daha da iyi koruyacağımıza inanıyorum. Bunun gerçekleşmesi mümkün çünkü insan hakları çok değerli ve günümüzün dünyasında toplumda olan bitenler hakkında söz sahibi olmasını engellemek çok zor.
Sayın Hammarberg, bu söyleşi için çok teşekkür ederiz.


